en iyi bahis siteleri

    Şükran Albayrak: ”Bizim bir spor kültürüne ihtiyacımız var,bu futbol kültürüyle olacak bir şey değil”

    Şükran Albayrak: ”Bizim bir spor kültürüne ihtiyacımız var,bu futbol kültürüyle olacak bir şey değil”

    Eski milli basketbolcu, televizyon sunucusu, spor yöneticisi, TMOK Yönetim Kurulu Üyesi

    ŞÜKRAN ALBAYRAK

    Fenerbahçe’de oynarken, 4 Basketbol Süper Ligi şampiyonluğu, 5 Basketbol Türkiye Kupası, 4 tane de Cumhurbaşkanlığı Kupası kazanan, günümüzde Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Yönetim Kurulu Üyesi olan, tivibu Spor’un başarılı haber sunucusu Şükran Albayrak’la spor hayatını, ülkemizin sporunu, spor medyamızı konuştuk…

     

    Öncelikle röportaj talebimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Sizi yakından tanıyoruz ancak Akademi Futbol Dergisi okuyucularımıza sizleri tanıtmak isteriz. Kendinizden biraz bahseder misiniz? Sporcu geçmişinizle başlamak isterim.

     Rica ederim ben teşekkür ederim ilginiz için. Öncelikle çok eski bir sporcuyum. Arçelik’te hentbol ile başladım spora. Daha sonra da hentbol branşı kapanınca basketbolla tanıştım. Basketbolda da Fenerbahçe seçmelerine girip Fenerbahçe Spor Kulübü forması giydim. Aynı zamanda milli takımlarda her kategoride oynadım. Maalesef bu süre zarfı içerisinde önemli bir sakatlık geçirdim.

    SPORA FİZİKSEL OLARAK

    DÖNDÜM AMA

    RUHEN YOK OLMUŞTUM

     

    Sakatlığınızla birlikte nasıl bir süreç yaşadınız? Bildiğimiz kadarıyla önemli bir sakatlıktı.

    Evet, önemli bir sakatlıktı. Dizimden ön çapraz kıkırdak nakli, menisküslerim bir bölümü zedelendi çok ağır bir sakatlık ve ağır bir ameliyat geçirdim diyebilirim. Sonrasında fiziksel olarak döndüm ama ruhen bu sefer yok olmuştum.

     Sakatlık sonrası uyum sağlayabildiniz mi? Nasıl toparladınız?
    Aslında toparlamaya çalıştım, belki daha iyi de toparlayabilirdim ama kulüpten ayrılmak istemiyordum. Başka bir takım forması da giymek istemiyordum. Çünkü Fenerbahçe o yıllarda basketbolda lokomotifti.

     Fenerbahçe’den ayrılmak istemediğinizi söylediniz. Başka bir kulübe gitmek neden size cazip gelmedi?

    Fenerbahçe’de forma giydikten sonra hedefim Avrupa’da veya Amerika’da WNBA seçmelerini denemek ve kariyerime devam etmekti. İyi bir forvettim, yetenekliydim. Yugoslav göçmeniyim, spor içerikli büyüdüğü için, bir yeteneğim var ve bunu kullanmayı, hedeflerim doğrultusunda hareket etmeyi kafamda oturtmuştum ama genç bir yaşta hiç beklemediğim sakatlık yaşamıştım.

     Kulübünüzün bu konuda size olan yaklaşımı nasıldı? Şampiyonluklar yakalıyorsunuz ve takım için de çok önemli bir sporcusunuz.

    Fenerbahçe’de oynamanın, büyümenin bir avantajı var tabi. Büyük bir kulüp. Basının da ilgisi. Genç yaşlarımı çok iyi geçirdiğimi düşünüyorum çünkü sporla iç içe geçti. Fenerbahçe 100. yıl kontratı sunmuştu bana. Yani 2 yıllık kontrat yapmıştık o zaman. Ben hak etmediğimi düşündüğüm bir paraydı. Tam olarak takıma istediğim katkıyı veremiyordum. Başka bir kulübe gitmem gerekirdi, başka bir kulübe gitmek de istemedim ve yaşım genç olduğu için de bundan sonra kendime yeni bir yol çizdim. Bu arada çok iç acıtan bir şeydi.

    KENDİME HEP SORDUĞUM
    ŞEY ŞUYDU

    “BEN NE
    YAPABİLİRİM, ELİMDE NE VAR?’’

     En kritik süreç aslında basketbolu bıraktıktan sonra yaşanılan süreç. Nasıl geçirdiniz bu süreci?

    Basketbolu bıraktıktan sonra bir süre ne yapacağıma karar vermekte zorlandım. Sporla ilgili hiçbir şey yapmayacağım, bitirdim, sporla alakam olmayacak demiştim. Her sabah “Şunu mu yapsam… bunu mu yapsam” diye geçirdiğim bir dönemim var. O dönem ipten beni yine spor aldı. Kendime hep sorduğum şey şuydu “Ben ne yapabilirim, elimde ne var?’’ Bir süre golf sporu sebebiyle Antalya’da yaşadım, buradaki dönemimi çok iyi geçirdim.
    Hem golf oynuyordum hem de çalışıyordum. Bu benim sportif kariyerimi bir şekilde buluşturduğum bir noktaydı. Daha sonra İstanbul’a dönüp, “2010 Dünya Basketbol Şampiyonasına nereden dahil olabilirim” diye gönüllü olarak başvurdum ama olumlu sonuçlanmadı.

     Bu olumlu sonuçlanmayan süreç galiba TV’nin yolunu açtı sizlere?

    Evet (Gülerek) Oluru var mı diye aslında ilgili hocalarımdan görüş almaya başladım. Çünkü yakınlarım, çevrem, herkes televizyonu denememi söylediler. Diyalog Anlatım İletişim’den spikerlik-sunuculuk eğitim aldım. Burada çok değerli hocalarım oldu.

    Eğitim sonrasında ilk televizyon deneyiminizi hangi kanalda yaşadınız?

    SportsTV’de ilk olarak çalışmaya başladım. Ahmet Gülüm ve İlhan Uzunduruka önderliğinde. Orası zaten bir sportif geçmişi olan bir yer. Genelde içerideki tüm yapıya hâkim olan kişiler, voleyboldan gelen bir ekip var. Tabii benim için bulunmaz bir nimetti.

     Daha sonra süreç sizi Lig TV’ye götürmüştü. Buradaki deneyimlerinizi bizlerle paylaşır mısınız?

    Sizin de söylemiş olduğunuz gibi ben Lig TV’ye transfer oldum. Burada, önü sonu basketbol programı yapıyordum. BeIN Sport geldiği zaman bu sefer bütün branşlarla ilgili yayınlar yapmaya başladım. Ben kariyerime başlarken “Bütün branşları istiyordum.” SportsTV’de “Şükran Albayrak ile Gün Sonu” programını yapıyorduk zaten kariyerim de o yönde gitsin istiyordum. Ama sonuçta Lig TV’ye geçiş önemli bir süreçti. Basketbol da çok değer kattı. Orada yer bulmak, bildiğin konuyu konuşmak, bildiğin konuda teknik analizi yapmak veya konuyu tartışabilir olmak gerçekten çok farklı bir özgüven. Çünkü hiçbir zaman futbolda bu seviyeye çıkmıyorsun. Bilmediğin bir konuya sonradan dahil de olamıyorsun öyle bir şey yok, izleyen de bunu anlayabiliyor zaten. Neyse ki sonrasında bir olimpiyat programı yapmaya başladım ve burada da 9 sene geçirdim.

    Milli Olimpiyat Komitesi Yönetim Kurulu üyesisiniz aynı zamanda. Yollarınız nasıl kesişti? Olimpiyat programları yaptınız.

    Olimpiyat programı yapmaya başladığımda aynı zamanda doktora yapmaya da başladım. Marmara Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi’nde. Sizin de söylemiş olduğunuz gibi Olimpiyat Komitesi Yönetim Kurulu Üyesiyim. Aynı zamanda Avrupa Olimpiyat Komitesinde “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komisyonu” üyesiyim. Yollarımızın kesişme hikayesi aslında yaşadıklarımızdan ibaret. Yani birbirimizi tanıyoruz zaten. Röportajlar yapıyor oraya emek veriyorum. “Olimpiyatta olimpiyat” diyorum başka bir şey demiyorum. (Gülerek) Röportajlar yaptık, tesislere gittik gezdik, bunları ekrana taşıdık. Bunların hepsini yapmak kolay değil, az izleniyor diye savaş veriyorsun ve o savaşı hâlâ veriyorsun.

    ”YAYINLA İLGİLİ
    HAKİMİYETİM DAHA ÇOK
    HABERİ TAKİP
    ETMEM İLE GEÇİYOR”

     

    Şükran Albayrak bir yayına nasıl hazırlanır? Arşiviniz var mıdır? Yayına çıkmadan önceki rutinleriniz nelerdir? Sizin diğer pek çok spikerden farkınız ‘Prompter’dan haber sunmayışınız. Bunun için gündeme hiç olunmadığı kadar hâkim olunması gerektiğine inanıyorum. Neler söylemek istersiniz?

    Eskiden yayına çıkmadan önce oturur bütün gazeteleri okur, bütün haberleri tarar, gerekirse o zaman notlar da alınırdı ama aradan yıllar geçtikten sonra şimdi ben prompter kullanmıyorum. Ana haber sunuyorum şu anda. Eskiden de SportsTV’de çalıştığım yıllarda dahi prompter yoktu ve bir şeyi bilerek anlatmak başka bir dünya. Prompter okuduğunuz zaman gerçekten kafa biraz daha arkadan gidiyor. (Gülerek) Önde ne görüyorsanız onu okuyorsunuz. Bir şeyi anlatırken devrik cümle kursanız bile konu sizin. Yani konuyu elinizle kolunuza tuttuğunuz bir şey gibi hissediyorsunuz. Ama prompter okuduğunuzda yani prompterın durması, teklemesi, rengin gitmesi, gözünüzü ışık alması, onu takip etmeniz vs vs. Benim şu anda yayınla ilgili hakimiyetim daha çok haberi takip etmem ile geçiyor yani maçı izlemek ve maç sonu habere bakmak ya da izlemiyorsan bile açıklama üzerine ötekinin açıklamasını biliyor olmak, sonra gelip haberde sunmak bir yaşam biçimi artık.

    Yaşam tarzı olarak baktığınızı söylediniz. Bunu biraz daha açıklayabilir misiniz? Çünkü birçok kişi çalıştığı mesleğe yaşam tarzı olarak bakmadığı için çok çabuk kopmalar yaşıyor.

    İşe değer vermek bence çok önemli. Desteğimi vermek için, saygı gösterdiğim için ‘tabii buna zaman ayırmak kolay bir şey değil’ ama beni mutlaka gören birçok kişi elimde mikrofonla değil beni orada onlara destek vermem için orada olduğumu bilirler. Bunu bir dostluk olarak görüyorum, ben bir yol yürümek olarak görüyorum çünkü hepimiz bu işin parçasıyız. Sponsoru, organizatörü, yayıncısı buna emek vereni, genci, yaşlısı, hepimiz aslında bu işin bir parçasıyız. O yüzden ben bu konulara artık bir rutin ise bu bir yaşam biçimi.

    Artık dijital platformlarla ana akım medya arasında çok ciddi bir rekabet var. Bu rekabet hakkında neler söylemek istersiniz? Sanki dijital medya daha değerli bir hal alıyor.

    Hangisi daha değerli ona karar veremem çünkü gerçekten bu işi yapan isimler var. Nerede olsa değer katarlar bence ama ben kendim için hep televizyonda
    olmanın doğru olduğunu düşündüm. Ama şu an bu düşündüğüm şeyler değişiyor. Sebebi de daha güçlü olduğunu düşünmüyorum youtube’un, televizyon hâlâ güçlü ama şöyle; televizyonda Youtube’daki gibi değer görmen önemli. Youtube’da mesela bir şey yapıyorsun ve orada istediğin şekilde konuşabiliyorsun, yorumunu yapabiliyorsun fark etmiyor izleyici için. Ama televizyonda çalıştığın kurumun değerlerini gözetmen gerekiyor. “Çıktım ben istediğimi konuşurum” öyle bir dünya yok.

    4 YILDA BİR OLİMPİYAT
    HATIRLAMAKLA OLMUYOR

    Peki neleri görmek, neleri izlemek istiyorsunuz dijital medyada?
    Elbette televizyonda da rahatsız olduğum şeyler var. Özellikle aynı konuların hep dönüyor olması ama sportif anlamda çok fazla bir şey göremiyor olmaktan çok rahatsızım. Yani futbol haricinde diğer şeyleri göremiyor olmak beni bir spor kişisi, spor insanı olarak rahatsız ediyor. Yayıncısı olarak, eski sporcusu olarak, sporun gücüne inanan biri olarak beni rahatsız ediyor. Youtube’da da açıyorsun yine futbol var. Televizyonda zaten futbol var. Yani benim için güç anlamında çok fazla bir şey katmadı.

    Çok güzel bir noktaya temas ettiniz. Sadece futbol ağırlıklı programları görmenin vermiş olduğu rahatsızlık. NTV Spor ile başlayan spor kanalı kurulması ve daha sonra bu kanal sayılarının ana akım medyada artmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Benim savaş verdiğim konudur bu sevgili Kaan, ki savaş vermeye devam edeceğim. Voleybolun dünya çapında bir başarısı varken, bu işin lokomotifleri varken büyük kanalların da bu başarılara destek veriyor olması lazım. Sporun nesi kötü neyini beğenmediniz? Yapan değer katar. Yapılmıyor olması ‘konulardan mı uzak
    kalıyorlar?’ sorusunu sorduruyor. Herkes tabii reyting kovalıyor onu da anlıyorum.

    Türkiye’nin geçmişinde iyi spor kanalı var şimdi o örneğe bakarsak hiç görmediğimiz branşları ekrandan seyrettik, yeri geldi güldük mü güldük eğlendik mi eğlendik ama seyrettik… Öğrendik mi öğrendik… Yani bunların hepsi çok güzel şeyler o yüzden ben bunların devam etmesi taraftarıyım. Spor insanı olduğum için burada benim bu konudaki mücadelem çok daha farklı oluyor, yoksa benim bunda çıkarım diğerinden farklı değil. Hepimizin çıkarı adına konuştuğumuz bir şey olduğunu düşünüyorum ve ısrarla da. Tabii ki futbol olacak, futbolsuz olmaz o Türkiye’nin en çok sevdiği spor ama diğer branşlarda o kadar güzel işler oluyor ki pırıl pırıl parlayan çocuklarımız var kızlarımız, erkeklerimiz var ve her branşta varlar. 4 yılda bir olimpiyat hatırlamakla olmuyor.

    Spor kültürümüzün sadece futbola endeksli olmasının dezavantajlarını çok net şekilde anlattınız. Peki bunun bir organizasyona ev sahipliği yapmak veya yapmamak konusundaki dezavantajları için neler söylemek istersiniz?

    Türkiye-İtalya ortaklığıyla Avrupa Futbol Şampiyonası’na ev sahipliği yapacağız, geçmiş yıllarda finallere de ev sahipliği yaptık ama gönlümüzde bir olimpiyat organizasyonu var. Ama bizim bir spor kültürüne ihtiyacımız var, bu futbol kültürüyle olacak bir şey değil. Gençlerin sporu biliyor, sporu takip ediyor ve tabii ki de spora gönül veriyor olması lazım ki o gün geldiğinde yetenekli ve konuyu bilen gönüllülere ihtiyaç oluyor. O insanı nereden bulacağız? O insan bu spor kültürüyle olacak bir şey. Ben 2012 Londra Olimpiyatları’na biletimi alıp gittim yani organizasyonun ortalama nasıl yapıldığını gözlemleme şansım oldu. Bir kere yapabildim
    kolay bir şey değil bu arada. O gün görev alacak kişilerin hayatında en azından yakından
    takip ettiği organizasyonlar olmuş olması gerekir, bizim bunlara ihtiyacımız var.

    Yönetici olmak istediğinizi söylediniz. Bunu biraz daha detaylandırır mısınız? Neden bu görevi istiyorsunuz?
    Ben bunu çok istedim diyebilirim. Halen bu isteğim devam ediyor. Bunu tabii ki de çalıştığım kuruma değer katmak adına istedim ve istiyorum. Çünkü çok kanalımız vardı ve içerik olarak ben daha iyi şeyler yapılabileceğine inanıyordum. Futbol vardı basketbol vardı ama diğer branşlar pek yoktu. Halbuki benim o zamanki federasyonlarla ve sporcularla çok iyi bir ilişkim var diğer branşlarda. Önce de dediğim gibi olimpiyat programı yaptığım için herkesle o diyaloğum oluşmuştu.. Ben bu zorlu göreve talip oldum ama olmadı. Diğer branşların daha fazla savaşa ihtiyacı var.

    İyi bir kurumda, spor kültürüyle yetişmiş bir sporcusunuz. Fenerbahçe’nin bu anlamda katkısının sizin için üst düzeyde olduğunu anlıyorum. Sadece sporun futboldan ibaret olmadığı savaşını vermek, yetişmiş olduğunuz aile ve kulüple ilgili. Bu konuyu biraz daha derinleştirmek isterim. Sanki mücadelenin özü
    de burası.

    Sizin de belirtmiş ve özetlemiş olduğunuz gibi Fenerbahçe olunca bütün branşlarla bir aradasınız. Atletizm sporcularıyla bir arada büyüdük, futbolcularla bir arada büyüdük, aynı yerde antrenman yapardık, aynı yerde yemek yerdik. Çok gururla söylüyorum bu muhtemelen diğer büyük kulüplerde de böyle ama ben gerçekten rakibe sevgiyi, saygıyı öğrenmiş çok özel antrenörlerle çalıştığımı düşünüyorum. Bu saygıyı öğrendiğim için, sporun kendi değerini bildiğim için de çok daha farklı bir duruş sergilediğim kanısındayım. O yüzden sizin bana “Ben sizin Fenerbahçe’den olduğunuzu bilmiyordum” demeniz bence ondan kaynaklı. Öyle bir akım kültüründen geliyorum.

     

    HER ÇALIŞTIĞIM KURUM
    BANA ÇOK ŞEY KATTI

    Yayıncılığa tekrar dönersek en çok çalışmaktan mutlu olduğunuz yer neresiydi ve gece yayınına başlamak avantaj mı yoksa dezavantaj mı?

    Çalıştığım her kanalda bir şeyler ürettiğim zaman çok mutlu oluyorum. Bir şeyi üretebilmek ve istediğim şeyi üretebildiğim zaman her yerde mutluyum sonuçta. Sizin de söylemiş olduğunuz gibi yayıncılıkta akşam saatleri çalıştığım için bu beni hep çok zorladı.

    Hiç kolay bir şey değil. Hele bir de gece yayın yapıyorsun, sonra bir de sabah dönüyorsa o daha da zor oluyor. En zor dönemlerim yani uyku uyuyamadığım zamanlar oldu. Gergin, sinirli, ki ben hiç öyle biri değilim ama ne yazık ki öyle bir insana dönüşüyorum, dönüştüğüm zamanda hiçbir şeyden memnun
    değilmişim gibi oluyor. Her çalıştığım kurum bana çok şey kattı. Çok kıymetliler benim gözümde. Asla dönüp tek bir olumsuz şey söyleyemem. SportsTV benim ilk ailem. Rekabet bize değer katıyor. Ben sporcu olarak bunu çok iyi aldığım için rekabetin olmadığı yerde ben çok daralıyorum.

    “Rekabetin olmadığı yerde daralıyorum” dediniz. Bunu biraz açar mısınız?

    Sporcu olarak bunu çok iyi aldığım için rekabetin olmadığı yerde ben çok daralıyorum. Bu da bazen yanlış anlaşılmalara da sebep
    oluyor. Ben rekabeti seviyorum, rekabete girmediğim zaman konunun çok dışında hissediyorum kendim. İyi gelmiyor bu bana. Dirsek temasında olmak lazım. Rekabet güzel bir şey. Rekabet ne kadar varsa iki tarafa da öğretiyor, geliştiriyor, çalıştırıyor. Bunun değerini bildiğim için bundan da utanacak halim yok.

    Biraz sohbetimizin başına dönmek istiyorum. Cinsiyet eşitliği konusuyla alakalı misyonunuz var. Bu konuyla sempozyumlara gidiyorsunuz. Neler söylemek istersiniz?
    Ben eski bir basketbolcuyum “Basketbol kadınlara yakışmıyor, voleybol erkeklere yakışmıyor” gibi laflarla çok büyüdük maalesef. Bu düşünceleri kırmak adına çalışmalarımı sürdürüyorum. Küçükken hep kendi kendime “Ben topluma ne kadar çocuk kazandırırım” düşüncesini tekrarlardım. Çünkü benim yolum buradan geçti.

    HALA KONUŞUP, GÖRÜŞTÜĞÜM
    ÖZLEDİĞİM KİŞİLER DE
    EN ÇOK KAVGA ETTİKLERİMDİR

    Sohbetimizin yavaş yavaş sonuna gelirken çok güzel mesajlar verdiniz. Bütün bu yaşadıklarınızdan yola çıkarsak, “İnsanlarla spor için mücadele eden Şükran Albayrak” günün sonunda nasıl bir arkadaşlık ilişkileriyle karşı karşıya kalıyor?

    Bu konu aslında benim ısrarla ve inatla söylediğim bir konudur. Günün sonunda çatı altından ayrıldığımızda hâlâ konuşup, görüştüğüm özlediğim kişiler de en çok kavga ettiklerimdir. Kavga vermeseydim kendi adıma çok üzülürdüm. Yani gece kafamı yastığa kolay koymazdım. Çünkü sporun her yerinde olan kişiydim.

    DOĞRUYU VEYA YANLIŞI GÖRÜP
    BUNLARI SÖYLEMEK LAZIM

    Cinsiyet eşitliğinden konuştuk. Kadın olmanın zorluklarını zaten anlattınız. Başlık altında toplarsak “Kadın olmanın bu işteki zorlukları sizce nelerdir?”
    Mesleğe başladığım yıllarda ekran önüne gördüğüm hiçbir kadın maalesef şu an yok. Müthiş bir insan sirkülasyonu var. Bu hiç doğru bir şey değil. Kolay kolay bunları konuşacak kişi bulamazsınız. “Yanlış mı düşünüyorum acaba?” diye kendimi 100 kere sorguladım. Ama bu yaşa geldiğimde bile insanların hakkını savunmak yanında kendi hakkımı da savunmam gerekiyor. Doğruyu veya yanlışı görüp bunları söylemek lazım. Zaten bir şeyleri bu şekilde değiştirebiliriz.

    Bu keyifli sohbet için çok teşekkür ederim.

    Rica ederim, iyi çalışmalar..

    YORUMLAR

    s

    En az 10 karakter gerekli

    Sıradaki haber:

    TÜRKİYE MİLLİ TAKIMI FUTBOLCULARI